Manuş Baba Tarsusun Hangi Mahallesinde? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
—
Manuş Baba ve Tarsus’un Mahalleleri: Sadece Bir Şarkı mı?
Manuş Baba’nın “Tarsusun Hangi Mahallesinde” şarkısı, pek çok açıdan toplumda derin izler bırakmış bir parça. İlk duyduğumda, Tarsus’tan ya da herhangi bir mahallenin coğrafi sınırlarından çok daha fazlasını hissediyordum. Şarkı, kulağa sadece bir kasaba şarkısı gibi gelse de, derinlerde bir toplumsal eleştirinin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin izlerini taşıyor. Bu yazıda, şarkının sözlerinin, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle nasıl kesiştiğini gözlemlediğim bazı hayat kesitlerinden örnekler vererek inceleyeceğim.
Toplumsal Cinsiyet ve Mahalle Kavramı
İstanbul’da toplu taşımada yol alırken, bazen farklı grupların toplumda nasıl farklı yerlerde konumlandıklarını fark etmek çok çarpıcı oluyor. Kadınların, örneğin otobüslerde genellikle daha arkada oturduklarını veya genelde taşrada kadınların daha ‘sessiz’ bir şekilde yaşadığını gözlemliyorum. Kadınlar çoğunlukla evin dışındaki dünyada bir tür “sınır”a sahiptir, o sınır bazen aileleri tarafından çizilir, bazen ise toplumun “yaşanması gereken yerler” hakkındaki düşünceleriyle belirlenir.
Manuş Baba’nın şarkısındaki Tarsus’un hangi mahallesinde olunduğu sorusu, bence bunun tam karşılığı. Şarkının belirli bir yer ya da mahallesi yok gibi görünse de, bu ifade aslında kadınların, gençlerin, yoksulların ya da toplumun dışlanmış diğer bireylerinin hangi “mahallere” ait oldukları sorusunu soruyor. Tarsus’un mahallelerinde, toplumsal cinsiyetin farklı yönlerini yaşarken, her grubun farklı haklara, fırsatlara ve seslere sahip olduğunu görebilirsiniz.
Örneğin, bir gün Beyoğlu’ndan taksiye bindiğimde, yaşlı bir adam, kadın şoföre arka koltukta oturmayı “adaba uygun” bulmadığını söylemişti. Bu tavır, adeta toplumsal cinsiyetin sadece küçük detaylarda değil, her köşe başında karşımıza çıkan bir mesele olduğunu hatırlatıyordu. Şarkının verdiği mesaj da aslında böyle bir “yer”e dair. Kişinin kendine ait bir “mahalle”de buluşup, bir araya gelmesi beklenen toplumsal normlara göre, kimi insanlar her zaman “görünür” olurken, kimileri ise köşelere sıkıştırılmıştır.
—
Çeşitlilik ve Mahallelerin Dönüşümü
Tarsus’un hangi mahallesinde olduğu sorusu aynı zamanda farklılıkların ve çeşitliliğin ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. Şarkının sözleri, çoğunlukla tekdüze hayatları ve grupların birbirinden ne kadar farklılaştığını hissettiriyor. Ama asıl mesele şu ki, bu farklılıklar bazen toplumsal dayanışma ile, bazen de izolasyonla karşımıza çıkabiliyor.
Bir gün Kadıköy’de bir kafede, öğrenciler, işçilerin ve sanatçıların buluştuğu bir ortamda otururken, bu çeşitliliği hissedebildim. Farklı yaşlardan, farklı arka planlardan gelen insanların bir arada yaşamaya başladığı şehirlerde, zamanla kendi mahallelerinde bir “aidiyet” duygusu gelişiyor. İnsanlar, “Tarsus’un hangi mahallesinde?” sorusunu sorduklarında, yalnızca bir kasaba ya da şehrin mahallesi değil, aynı zamanda yaşadıkları dünyadaki yerlerini de sorguluyorlar.
İstanbul’daki çeşitli sosyal sınıfların mahallelerde nasıl kesiştiğini görmek, bazen hüzünlü ama öğretici bir deneyim oluyor. Geçtiğimiz aylarda, Kadıköy’deki bir parktan geçerken, bir grup genç kadın ve LGBTİ+ bireylerin buluştuğu alanda bir arada oturduklarını gördüm. Birçoğu toplumsal adaletin bir parçası olarak, kendi kimliklerini ve arzularını savunuyor ve kendilerine ait bir alan yaratıyordu. Şarkıda bahsedilen mahalleler, aslında bu çeşitliliğin hayata geçirilmiş bir hali. Her bir mahallede, farklı kimlikler var; herkesin bir yaşam alanı var.
—
Sosyal Adalet ve Herkes İçin Adil Bir Yer
Sosyal adalet, bazen çok basit bir şey gibi görünse de, aslında sosyal yapıyı çok derinden etkileyen bir kavram. Manuş Baba’nın şarkısında Tarsus’un hangi mahallesinde olduğu sorusunu sorarken, sadece bir yer değil, tüm toplumun daha adil bir şekilde nasıl var olabileceği soruluyor. Yaşam alanları, iş yerleri, ulaşım imkanları – her şey toplumsal adaletin bir yansıması.
Sosyal adaletin en basit tanımını sokakta yaşarken öğreniyoruz. Bir gün Bağcılar’da metrobüs durağında, yaşlı bir kadının ayakta durduğunu fark ettim. Yanında boş bir koltuk vardı, fakat kimse kalkmadı. Bu durumu görünce, sosyal adaletin ne kadar ihmal edildiğini düşündüm. Bir grup insanın, diğerinden daha fazla “yer” kapladığı bir toplumda, Manuş Baba’nın Tarsus şarkısındaki mahallenin neresinde yer alacağımızı düşünmek de önemli bir soru.
Bunu yalnızca şarkıyı dinlerken değil, günlük yaşamda da hissediyoruz. İnsanlar bazen sadece hak ettikleri yerleri bulmak için değil, aynı zamanda toplumun geneli tarafından kabul edilmek için de mücadele veriyorlar.
—
Sonuç Olarak:
Manuş Baba’nın şarkısındaki Tarsus’un hangi mahallesinde olduğu sorusu, aslında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi büyük kavramlarla kesişiyor. Herkesin farklı bir mahallede yaşadığı ve kendisini farklı kimliklerle ifade ettiği bir dünyada, bu sorunun cevabı yalnızca bir kasaba adıyla sınırlı değil. İnsanların, sokaklarda, toplu taşımalarda, her yerde kendi yerlerini bulabilmesi, aslında sosyal adaletin bir yansımasıdır. Bu anlamda, “Okyanusa kar yağar mı?” sorusu gibi, hayat da bazen bizim düşündüğümüzden farklı bir yön alır.